Nefret Ediyorum Ama Neden
Nefret üzerine bir yazı, 06.12.1995 tarihli Milliyet gazetesinden alıntı:
‘‘ İngiliz yazar Olive Moore diyor ki: ‘Nefret konusunda d,katli olun. Saygıyla yaklaşın nefrete. Öyle soylu bir duygudur ki küçük kişisel düşmanlıklarla harcanmamalı. Dilediğiniz gibi çılgınca sevin isterseniz. Ama uzun ve derin düşündükten sonra nefret edin…Nefret, sevgiden yüz kez fazla enerji gerektiren bir coşkudur. Onu bir kişiye değil, bir davaya karşı yöneltin. Hoşgörüsüzlüğe, adaletsizliğe, ahmaklığa karşı yönlendirin. Nefret, hassa insanların gücüdür. Gücü ve büyüklüğü, kişisel çıkarlar gözetmeksizin kullanılmasına bağlıdır.’
Büyük gerçek payı var bu sözlerde. Dünyada nefretler, küçük hesaplarla, kişisel çekişmelerle, gündelik öfkelerle harcanıyor, heba olup gidiyor. Birçoğumuz, eti ateş pahasına satan kasaptan nefret ediyoruz da, tüm fiyatları yüksek tutan, halkın geçim derdini görmezlikten gelen, kendi egemenliğini sürdürmekten başka bir şey düşünmeyen siyasal ve ekonomik düzeni sineye çekiyoruz.
Çoğumuz küçük nefretlerle kendimizi aldatıyoruz. Kişisel çıkarlarımıza göre, ufak tefek tedirginlikler, basit öfkeler içindeyiz. Ve böyle bodur ağaçların karşısında ormanı göremez oluyoruz….’’
Bu yazıdan alıntı yapma fikrini, geçen gün otobüste arkamda oturan 6. veya 7. sınıf öğrencisi iki kızın konuşmasından çıkardım. Kızlardan biri 15 dakika içinde, üşenmedim saydım, tam 6 şeyden nefret ettiğini söyledi arkadaşına. Kankası da ‘evet aynen bendaaa’ diye onayladı hepsini. İşte hanımefendinin nefret ettiği şeylerden yalnızca bir kaçı: Büyük çerçeveli gözlük, kırmızı tişört, mahalleden Mert, adidas deodorant, klimasız belediye otobüsleri., vs,vs,vs





