Dilenci Hikayesi

Şu zengin olduğu sonradan ortaya çıkan dilencilerle ilgili hikayeleri duymuşsunuzdur. Bunlardan ilkini bana 30 yıl Edirnekepı'da berberlik yapmış olan Hüseyin Dede anlatmıştı. Vakt-i Fii tarihinde Fatihi Taksime bağlayan Galata Köprüsünün üzerinde takma bacaklı bir dilenci dururmuş. Müthiş bir meslek ahlakına sahip olan bu dilenci, yağmur-çamur, kış-kıyamet demeden 7/11 sanatını icra edermiş. 0 dönem hayali ihracattan voleyi vurmuş, Mercedes'le köprüden geçen bir iş adamı da hergün onun önünde durur çeyrek kuruş verirmiş.

Gel zaman git zaman bu kırocanın işleri bozulmuş. Mercedes köprü sularında görünmez olmuş. Bir gün dilenci bakmış ki ne görsün. İş adamı altı kaval üstü şişhane, dağılmış bir şekilde kendisne doğru gelmekte. Laf lafı kovalamış adamın topu diktiği ortaya çıkmış. Çocukları aç bilaç sokakta yatmakta, kendisinin de 3 gündür koca göbeğine bir lokma inmemişmiş. Dilenci biraz benimle gel demiş. Bunu Eminönü'ndeki hanlardan birine sokmuş. Bakmış ki dilenciyi gören bir toparlanmakta, hazır ola geçmekte, '' ulan b. yoluna mı gidiyoruz ne '' diye aklından geçmiş. En üst kata çıkmışlar. Dayalı döşeli bir odaya geçmişler. Dilenci şık masanın arkasına geçmiş. Buna öndeki koltuğu göstermiş. Kallavi bir yemeği indirdikten sonra, '' ne kadar lazım işini kurtarmak için demiş''

Bundan sonra ortak olmuşlar. Paraya para, üne ün, servete servet dememişler. Bu böyle bir süre devam etmiş. Kendi çaplarında bir KOÇ, bir SABANCI olmuşlar. Zamanla işler köteye gitmeye başlamış. İş adamının yanlış yatırımları tüm şirketlere havlu attırmış. Hayatındaki 2. çöküntünün altında kalan iş adamı kendini vurmuş. Dilenci ise en iyi bildiği işe, baba mesleğine geri dönmüş.

Dilenci bu işten iki kıssadan hisse çıkarmış.

1. Mercedesli birinden bir daha asla bahşiş alınmayacak.
2. Bir ağaçta yaprak olacaksan en yeşili sen ol, güneş olamazsan gezengenlerin en parlağı sen ol, dilencilikten malı götürmüşsen daha ne istiyorsun aa eşşolğusu.

Büyüdüm


İnsanın hayatında yıllar geçtikçe elde edeceği erdemlerden biri, ''büyüdüğü''nün alameti farikası, susmayı öğrenmesidir herhalde. Bilincin çocukluktan gençliğe evrilmeye başladığı dönem ile birlikte, ergen, hayata dair yarım yamalak olduğundan habersiz o kadar çok fikre sahip oluyor ki, her durumda kendisine söz düşsün düşmesin içinde biriktirdiklerini her önüne gelene anlatıyor. Sanki yıllarca fikirlerini açıklamasına fırsat verilmemiş düşünce suçlularının cezaevinde çıkarken kameraları karşısında bulması ve tüm halkın onların ağzından çıkacak cümleleri can kulağıyla dinledikleri hissi ile yapılan, can alıcı önemi olduğu sanılan uzun, sıkıcı, bıktırıcı monologlar....

Benim bu dönemim diğer insanlara göre daha uzun sürdü sanki. Ancak kısa bir zamandan beri, her önüme gelene fikirlerimi açmamayı öğrendim. Artık arkadaşlarıma bile çok gerekli olmadığı durumlarda, onlarla ilgili olaylar hakkında değer yargısı içeren cümleler kurmuyorum. Ancak şimdilerde anlıyorum ki insanların, aslında ne kadar haklı olursa olsun, yorumu yapan en yakınındaki kişiler bile olsa, başkaları tarafından yargılanmaya tahammülleri yok. Modern toplum, insanları, bu tarz bir dostluk kurmalarına fırsat vermeyecek noktada tutuyor. Herkes kendi yargı geçirmez yüksek duvarlı, egolarını kalkan olarak kullandığı kuşatılmaz kalelerinde mutlu mesut ama yalnız yaşamayı tercih ediyor.

En son geçen gün yanımda tartışılan Elif Şafak ve kitabı konusunda, biraz olsun objektif olduğuna inandığım insanların, tamamen subjektif yorumları karşısında boğazımda düğümlenen cümleleri kendime saklayarak bir eşikten geçtiğime inanıyorum. Gelişimimi tamamladım en sonunda. Oldum artık, sonunda ''Büyüdüm''...

Kendi Ülkemde Tatil Yapmak Ya Da Yapamamak

E tembelim demiştim! Ama bu da biraz abartı oldu. Tanıyanlar inanmayacak ama çok işim var bu günlerde..Ya gerçekten diyorum niye inanmıyorsunuz...Neyse yine de başlayalım bir ucundan...
Malum bir tatil olayına girildi geçen hafta. Yurdumun turkuaz renkli denizi olan şahane bölgelerinden birinde yedik bir haftayı. Yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat atasözü herşey dahil tatiller çıkmadan önceydi herhalde. Çünkü olayın g noktası burası zaten. Sınırsız yem içme abartma hatta suyunu çıkarma özgürlüğü. Ama meraklanma ey halkım, yüksek iradem sayesinde tek gram bile artı haneme yazılmadan dönmeyi başardım. ( zaten daha nerene ... diyenleri görür gibiyim.)
Dikkatinize değer diğer bir konu ise kendi ülkemizde fransız muamelesi görmemiz. Zaten sayı olarak azınlık olmaktan kurtulamayan iç turizm gazisi, bir de gidilen tesis yetkilileri tarafından ne işiniz var burda kardeşim tavrı ile karşılaşınca, çıldırmasın da ne yapsın. Zaten ingilizce bilmeyen Türk hiç tatile çıkmasın, yanlışlıkla kutuba düşmüş zenci gibi şapşal şapşal etrafına bakınmaktan başka bir şansı kalmıyor. Ki bazı bölgeler de belli ülke vatandaşları tarafından kurtarılmış bölge ilan edilmiş. Alanya'da Rusça bilmeyip, odasına çıkamadan bütün tatili lobide geçirenler var. O derece yani.
Daha bir çok yara var ben de ama turizme bir de ben darbe vurmayayım diye açıklamıyorum. Gerekirse açıklarım. Şimdilik susma hakkımı kullanıyorum.

İşte Geldim Burdayım Ben Bu İşte Çok Tembelim

Bir haftalık bir tatil arasından sonra tekrar yazmaya başlıyorum... Gözünaydın Türkiye...Yarın tatil izlenimleri ile ilgili bir yazı ile blog sahalarına geri dönüyorum...Yarın görüşmek üzere..Bu yazıyı okuyanlar yakınlarını uyarsın ''show is going on'' diye. Sonra haber vermediniz diye kızmasınlar benden söylemesi.

İşte İlk Cümleler

İlgilenen herkese teşekkürler...


1. Bembeyaz bir odada kendisine cok da yabancı gelen esyalarin arasında gozune ilisen aynada bambaska bir yuz gordu, kendisini gormeyi umarken ...(Şemi)

2. Dün akşam gökyüzündeki yıldızlar bana bakarak şöyle diyordu : özgürsün istediğin inandığın gerçekleştirebilirim dediğin her şey senin elinde sen kendi kendinin şansısın çalıştığın sürece inandığın ve yapabileceğim dediğin sürece oks yi kazabilirsin sana güveniyoruz dediler penceremi hafifçe kapatıp rüyalara daldım gerçekten BİR RÜYADIR YAŞAMAK....(Didem KUMRU)

3. Bir kitap yazsam fakirliği anlatabilsem .... Bir kitap yazsam cehaleti anlatabilsem....Bir kitap yazsam zalimliği anlatabilsem....Bir kitap yazsam insanlığı anlatabilsem.... Bir kitap yazsam KENDİMİ ANLTABİLSEM. (Abdi AÇIKALIN)

4. Yapılan haksızlıklara karşı sesini kime karşı yükseltmesi gerektiğini bilemediği zamanlarda yaptığı gibi, sevgilisinin sesini duymak için, telefonunu beyaz önlüğünün cebinden eline aldı.(Ali SAĞLAM)

5. Şaşkındı. Aynı "istatistik programını" kendisine de kullanıyordu Şimdi bu yazıyı okuduğunda kararsız kalmıştı; daha önce kendi sitesinin ziyaretçileri arasında bulunan ama tek bir yorum bile yazmayan arkadaşı gerçekten ondan da yorum bekliyor olabilir miydi?(Oğuz YILMAZ)

6. Ağlama lütfen lütfen ağlama dedi elini uzatıp onu ayağa kaldırdı ve kollarına alıp sıkıca sarıldı her şey bitti dedi aynaya yansıyan kendi gözlerini farketti oda ağlıyordu !!!!!(Özlem KUMRU)

7. Sabahın ilk ışıkları, geçen Eylül ayında mavi boyattığı odasındaki dağınık eşyalarını görünür kılıyorken, hatırlamak istemediği rüyanın tesirinden kurtulmak için, acı bir gülümseme ile derin bir nefes aldı.( Ali SAĞLAM)

Bu Mudur?

Teessüf ederim Türkiye! Bir ilk cümle yarışması başlatıldı ve beklenen ilgi görülemedi. Blogun azılı takipçisi Şemi kod adlı vefakar insan dışında hiç kimsenin bir cümlesi bile yok mu kardeşim? Hayatınızda kayıtlara geçecek bir cümle kurmuşluğunuz olmadı mı hiç?
Bu mudur Türk insanın hali!

Yaşamları boyunca fırsat eksikliğinden yakınan, ah ben onun yerinde olacaktım diye saçını başını yolan ey halkım işte fırsat ayağınıza gelmişken, yazılanları amansızca eleştirmeyi bırakın da siz de bir şeyler karalayın bakalım. Biraz gayret. Bu yazıyı okuyan herkesten mail bekliyorum. İstatistik sitesi sayesinde her gireni tespit edebiliyorum. Yarın bu yazıyı okuyup da bir cümle kuramayanları kara liste halinde yayınlayacağım. Ona göreJ

Sizin İlk Cümleniz Ne Olurdu?

Birkaç ay önce bir yayınevi çok ilginç bir yarışma düzenledi. Bir romanın ilk cümlesi yarışması… İlgilenenlerin ilk cümleyi göndermeleri isteniyordu. Ödül ise ilk cümlesi en çok beğenilenin romanının tamamının basılmasıydı.

Kim kazandı, hangi cümle beğenildi takip edemedim ama bence süper bir fikir. Düşünsenize kafanızda apayrı bir dünya tasarlamışsınız, bütün taşları yerli yerine oturtmuşsunuz, ama söze nasıl başlarsınız.

Zaman zaman benim de aklıma geldiği için, bunu yarışma olarak görmek çok ilginç geldi bana. Bazen tek bir cümleye kulak misafiri olup, ‘‘üff bundan ne güzel bir giriş cümlesi olur’’
dediğim çok olmuştur. Bir de hiç zihinde kurgusu yapılmadan tek bir cümleden yola çıkılarak, kalemin götürdüğü yere gidilebilir mi acaba? Yolda düzülen kervan misali, her şey sayfaların ilerlemesi ile şekillense ortaya çok mu şekilsiz bir şey çıkar acaba?

Böyle bir cümlesi, var olup da yıllardır içinde saklayanlara sesleniyorum. Biz neden bu tür bir yarışma yapmayalım. Belki ödül olarak yayınlanma garantisi veremiyoruz ama(aslında yayınlanmama garantisi verebiliyoruz ancak) en azından burada paylaşmış oluruz. www.ersantasci2@gmail.com adresine gönderirseniz düzenli olarak bu blogda yayınlanacaktır.

İşte benim ilk cümlem: ‘‘ Yüzünü yalayan soğuk rüzgara aldırış etmeden çıplak ayaklarıyla, onu kendine çeken karanlığa doğru koşmaya başladı.’’

Kıyamet Günü Başlıkları

İnternette dolaşan bir mail. Yayınların özellikleri ile müthiş uyumlu olmuş. Düşünenleri kutlarım. (Didem Kumru'ya mail için teşekkürler.)

Sabah:Biz öldük
Anadolu Ajans:Kıyamet Koptu (A.A)
Zaman:Biz demiştik böyle olacağı belliydi!
Dünya Gazetesi:İMKB'de dolar bir daha yükselmeyecek.
Hafta Sonu:Ayhan Işık ile Hülya Avar gizlice bulutular.
High Life:Gecelere akanlar Club Mahşer' de yandılar
Erkekçe:Ayın Hurisi
Fotomaç Gazetesi:Bu maçın galibi yok!
Cumhuriyet:Sonunda Ata'mıza kavuştuk.
Bilim Teknik:Evren hakknda bütün bilmediklerimiz...
Oyun Dergisi:Game Over
Elle:Yargı gününde anında 10 kilo verin!
Antalya Life:Turizm hiç bu kadar sıcak olmamıştı.
Para:Kıyametten kar yapmanın 100 yolu
Star Gazetesi: Şok!Kandırıldık,şeytan aslnda iyiymiş!
Aktüel:Mahşer günü yanınızda olması gereken 2 şey:Sevaplar ve Sıcağa dayanklı elbise.
Auto Show:Sırat köprüsünde saniyede 100 km ye ulaşan son model arabalar.
Arena Uğur Dündar:Cennete kaçak giren günahkarların tüyler ürperten dosyası.
Hürriyet Ertuğrul Özkök:İyimserliği elden bırakmayalım,hiç olmazsa cehennemde ısınmak için yakıt parası yok!
Radikal:Yeni dosya açıyoruz:Yeşil itiraf ediyor.Aslında kıyametten Susurluk çetesi sorumlu. Show Tv Reha Muhtar:Sayın Zebani, kazanlarn yanında terlemiyormusunuz?
Kanal 6:İzliyorsunuz sayın seyirciler,kazanlarn içi bir volkan gibi, insanlar birer birer yanıyor, kızarıyor.
Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi :Devletimiz, bütün yaraları saracaktır

Okumayı Bırakmayın

Toplumun okuma alışkanlığı ile ilgili pek çok aşağılayıcı söz duydum ama bunu kendi başıma tecrübe edeceğim aklıma gelmezdi. Düzenli olarak Blog yazmaya başlayalı bir ay oldu. Beni nasıl sardığı konusuna daha önce değinmiştim. Daha sonra kaç kişinin okuduğunu takip etmek, yazmak kadar eğlenceli olmaya başladı.

Ancak, bu giderek takıntı haline gelmeye başladı. İş yerinde sağlıklı internet ağı olmadığı için, kablosuz ağ yakalamak için türlü şekillere girmek gerekiyor. Kuytu köşelere taşınan bilgisayarlar, altın arayanlar gibi elde laptop kablosuz ağ çeken yer aramalar...Bu zor durum bile benim bloga girenleri takip etmemi engelleyemiyor. Ama son günlerde bu çabalarımın meyvesini alamamaya başladım. Sayfaya girenlerin sayısı düşmeye başladı.

Şimdi herkese sesleniyorum buradan. Ha gayret ! Klavyenize kuvvet! Takip etmekten ve yorum yazmaktan bıkmayın. Okuyun, okutturun. Bir el atın yaw.